Büyükler

Büyükler ne zaman dünyanın pisliğine batsalar çocuklara sarılırlar. Çocukların temizliği ile yıkanmak, arınmak isterler. Ama çocuklar da büyüdükçe kirlenirler. Ve sonra da onlar sarılacak çocuk ararlar. Büyükler dünyanın pisliğinden kaçmak için çocuklara sarılmak yerine, dünyayı pislikten arındırmanın gerekli olduğunu ne zaman anlayacaklar?

Serçe Kuşları

Serçe kuşları yine bir aradaydı. Mutluluğu yakaladığımız anlar giderek daha da azalmakta olduğu için ben hemen gözlerimi yumdum. Serçe kuşlarının cıvıltısını ve mutluluğun sıcaklığını bir fotoğraf karesi gibi dondurup yüreğimin en gizli köşesinde sakladım.

İnsanlar

İnsanlar… Ne çok konuşur. Alınlarındaki kırışıklıklarla, dudaklarının kenarındaki kıvrımlarla, şişen, genişleyen şah damarlarıyla, çöken omuzları ya da dikleşen omurgalarıyla, en çok da susuşlarıyla, bakışlarıyla…

Gözler ne kadar da gevezedir. İnsan ruhunun kapılarıdır onlar. O kapılardan içeri girmeyi bilenler, cenneti ve cehhenemi görürler.

Gece Yarısı

Gece yarısı uyanmak hayata parantez açmak gibidir. Her şey durmuştur. Zaman durmuştur, işler durmuştur. Bütün oyunlar durmuştur. Hiçbir şey kaçırmayacağını hiçbir şeyden eksik kalmayacağını bilerek, bunun rahatlığı içinde sakin ve telaştan uzak, düşünürsün. Bu bazen keyiflidir, aşıksan ve sevdiğinin seni sevdiğini biliyorsan , onu düşünürsün… O da seni düşünüyordur bilirsin.

Hayaller kurarsın. Sessizliği ve karanlığı istediğin seslerle, renklerle doldurursun. Ama evin içi mutsuzlukla doluysa, gece yarısı uyanmaları insana acı verir. Zaman geçmez ve acılar uzar. Gelip seni kurtarsın diye uykudan medet umarsın.

Yarının Şarkısı

İnsanların kulakları dünün şarkılarına alışkındır. Yarının şarkısını söyleyeni duyunca yadırgarlar, uzak dururlar önce.

Ama şu var ki dünün şarkıları da ilk söylendiği zaman yarının şarkısıydı. Onlar da yadırganmştı.

Annem…

Anlayamıyordum. Annem konuştuğu zaman dünyanın en güzel müziğini duyardım. Annem baktığı zaman dünyanın bütün renkleri beni sarardı.

Ağlasa, yüreğime bardaktan boşanırcasına yağmur yağardı. Gülüşü içime baharı getirirdi. Anlayamıyordum nasıl oluyordu bu.

Annem en güç en umutsuz anlarda bile hayatı yeniden ve taptaze bir umutla başlatmayı nasıl başarıyordu. Her yanıp kül oluşundan sonra, kendi küllerinden yeniden doğan zümrüdü anka kuşu gibiydi annem. Hem kendi yeniden doğuyor, hem de çocuklarını yeniden doğuruyordu…

Nur DOĞAN

Beklenmedik Bir Anda

Unuttuğumuzu sandıklarımız, kendimizi kandırdıklarımız…

Bunlar, gün gelir olanca şiddetiyle çıkar ortaya.

Bastırılan her düşünce, her duygu derinlerde yollar bulup ilerler, beslenir, büyür; beklenmedik bir anda sırlar dökülür sonra.  Duygular çırılçıplak…